Güçlerin Savaşı

Para kapitalistlerinden daha kötü bir şey varsa o da kesin güç kapitalistleridir. Şimdi kendi uydurduğum bu tamlamalara açıklık getireyim biraz. Para kapitalisti dediğim grup, para kazanmayı en iyi şeyleri yemek, içmek, en güzel yerlerde gezip tozmak gibi hayatını daha iyi şartlarda sürdürmek adına önemseyen grup. Bunlar paraya bağımlı, para için yaşayan daha az tehlikeli tipler diyelim. İkinci grup yani güç kapitalistleri ise gerçekten tehlikeli tipler. Bunlar için para amaç değil,  güç elde etmek yolunda çok önemli bir araç. Güce asla doymazlar ve hep daha fazlasını isterler. Bu uğurda da gerekli olan her şeyi yaparlar.

Ülkemizde her iki tipten de bolca bulunmaktadır. Hatta diyebilirim ki büyük çoğunluğumuz karşı olduğunu bile söylese çoğu zaman birinci gruba dahil olarak yaşamakta, bu uğurda da hayatının büyük bölümünü boşa harcamakta.

Gelelim güç kapitalistlerine. Onlar kilit noktaları tutma savaşındalar ve bazıları bunu başarmış durumda. Ülkenin tüm üst yönetim kademelerini tutmuşlar. Ülkeyi yönetiyorlar, parayı yönetiyorlar, kulüpleri yönetiyorlar.

Tehlikeli dedim ya işte bu adamlara hiç güvenmeme, dolayısı ile de ülkenin hiçbir kurumuna güvenmeme sebebim bunlar. Güç için her şeyi yapabilecek bu insanlara güvenemezsiniz.

Uzun giriş bölümünden sonra gelelim malum konuya. Gündemimiz yaklaşık 2,5 haftadır şike konusu ile meşgul. İlk iki gün ben de bir taraftar olarak üzüntü, sinir ve şaşkınlıkla karışık tepkiler verdim ama sonra kendimi geri çekip uzaktan takibe başladım. Bu arada da düşündüm tabii.

Fenerbahçeli taraftarların büyük bölümü bunun bir komplo olduğuna inanıyor ve tepkilerini de bu inanış üzerinden veriyor. Başkanlarını delicesine savunuyor, onun verdiği söylenen “bu operasyon siyasi” mesajını izliyor. Karşı tarafta ise ülkede tüm yanlışların üzerine büyük bir kararlılıkla gittiğini, ülkeyi temizleyeceğini ifade ve iddia eden, bu uğurda kendini tüm güçleri karşısına almayı bile göze almış gösteren ve ülkenin yarısının desteğini almış bir hükümet duruyor.

Güç, güce karşı!

Arkada bir takım olaylar oluyor. Birileri birileri ile görüşüyor. Demeçler, açıklamalar birbiri ardına geliyor. Tehditler, suçlamalar, destekler, ziyaretler… Ne olduğunu aslında hiçbirimiz bilmiyoruz ama taraf olmanın verdiği duygularla saf tutuyor, buna göre hareket ediyoruz.

Dedik ya aslında bu bir güç savaşı. İki olasılık var ortada;

1. Şike var ve yapanlar bunu kendilerinde hak olarak görüyor. Çünkü onlara göre koltuk tehlikede ve bir şekilde bu gücü kaybetmemeleri gerekiyor. Zaten bu kadar büyük kulüpler de ceza alamaz, almamalı. Aksi taktirde Türk futbolu biter, marka değeri bik bik filan. Bir nevi arkalarında onları destekleyen milyonlarca insana güvenerek her şeyi kendinde hak görme durumu.

2. Şike yok ve bu kişilere yönelik siyasi bir operasyon. Burada da 2 teori var ortada gördüğüm kadarı ile. Birisi cemaatin kulüpleri ele geçirme çabası, diğeri ise tamamen iş dünyasındaki bazı dengeleri lehine çevirmek için bir iki kişiyi bitirme durumu. Yani 2 kişi hedef, diğerleri de operasyonun inandırıcı olması ve yolunda gitmesi için seçilmiş figüranlar.

Şimdi her iki durumun da mevcut ülke koşullarında olası olmadığını söylemeye imkan yok. Hatta her 2 durumun da birlikte olmuş olma ihtimali yüksek. Sonuçta bir taraf kazanan, diğer taraf ise kaybeden olacak. Birileri gücüne güç katmaya devam edecek.

Aslında burada en önemli soru şu : Peki bize ne olacak?

Biz, sevdalandığımız renkler uğruna oradan buradan kısıp maçlara giden, takımımıza küçük de olsa bir desteğimiz olsun diye kulüp store’larını dolduran, boğazımız patlayana kadar tezahurat eden, takımı için bağıran, gerektiğinde kavgaya gözü kapalı giren taraftarlar. Biz her durumda olduğu gibi bu durumda da bir piyonuz. Rakiplerin önceki ve düşünülen sonraki hamlelerini zerre bilmeyen ama şu andaki durumda onların en işine gelen şekilde hareket ettirilmek üzere hazır piyonlar.

Çoğu taraftar (her renkten) piyonluğu çoktan kabul edip, verilen hamleleri yerine getirmeye başladı ve devam ediyor. Çok az sayıda da olsak piyon olmayı kabul etmeyenlerimiz de mevcut. Çünkü biz hani denir ya sevinmek için sevmedik, bunu gerçekten yürekten söyleyebilen insanlarız. Biz gerçekte futbolu çok sevdiğimiz için takımımızı da bu kadar çok seviyoruz. Biliyoruz ki futbol olmasa bizim sevdamız da olmazdı. O yüzden bizim için önce futbol sonra takımımız geliyor. Biz güçlerin savaşını, yazılmış senaryoları izlemek istemiyoruz. Bunu istesek alırız biletimizi, sinemaya tiyatroya gideriz zaten. Biz gerçek emeği, alın terini, doğrusu yanlışı iyisi kötüsüyle takımımızın mücadelesini izlemek istiyoruz. Son maçta şampiyonluğu kaybetmenin hasta eden siniri, üzüntüsü, gözyaşı bizim için şaibeli başarının vereceği sevinçten, hazdan daha güzel, daha özel. Bize lig fark etmez, futbolun temiz ve emek verilerek oynandığı her lig güzel, her lig özel, her lig süper.

Futbol dilencilerine selam ederek “şaibeli mutluluklar sizin, şaibesiz gözyaşları bizim” diyor, siz 10 TL’lik Aziz Yıldırım t-shirtlerinizle takımınızı desteklemeye giderken ben de 35 TL’lik 5′i 1 yerde t-shirtümle tozları almaya gidiyorum.

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.